| |
|
|
» Haberin devamı... |
|||||||
|
Bir Sadabat esintisi, KAGİR AHŞAP EVLERİ
Erkan İnce: “Bugün Süleymaniye Cami’ni yapabilir misiniz?” diye soruyorlar. Elbette ki yapabiliriz, hem bu camileri hem de boğazdaki yalılarımızı tekrar yapabiliriz. Elimizde kalan birkaç tarihi yapıyı pamuğa sarıp saklamak yerine, geçmişimiz ile gelecek arasında kültürel bir bağ kurup, mimari geleneğimizi yaşatmaya devam etmeliyiz.” - Sizi tanıyabilir miyiz? - Erkan İnce: İ.T.‹. Mimarlık Fakültesi mezunu bir mimarım. Mesleği daha ilkokulda iken isteyerek, bilerek ve severek seçtim. Mimarlık diğer işler gibi rutin bir iş değil. Her zaman yaratıcılık istiyor. Hiçbir zaman yaptığınız bir işi tekrar etmiyorsunuz, bir toplu konut bile olsa bir fabrika bile olsa her defasında yeni bir yer, yeni bir ortam yaratıyorsunuz. Bu sebeple mesleğimden çok memnunum. Ahşap işi bizim hep özlediğimiz bir işti fakat ülkemiz şartları ahşapla uğraşmaya engel oluyordu. Bizler de piyasa şartlarına uymak zorundayız. Siz çıkıp da ben altından ev yapıyorum, çok değerli diyemiyorsunuz, altın modasının da gelmesini beklemeniz gerekiyor. Son yıllara kadar ahşabın Türkiye’deki inşaat sektörü içinde yeri yoktu. Oysa, ahşap 1000 sene önce de varmış, 500 sene önce de varmış, 100 sene önce de varmış ancak birdenbire kaybolmuş. İnsan mağaradan çıktığı andan itibaren ilk barınağını muhakkak ahşaptan yapmıştır. Eskiden ilkokul kitaplarında tarih öncesi devirlerden bahsederken vahşi hayvanlardan korunmak için denizlerin içine direklerin üzerinde evlerin yapıldığından bahsedilirdi. Onları resmeden günümüz insanları da ahşap hayal etmiş. Benim ahşapla çalışmak istemem nereden doğdu derseniz, ben Doğu Karadenizliyim. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 4000 senelik bir ahşap geleneği var. Günümüzde 800 yıllık ahşap binalar hala ayakta, örnek isterseniz; Çarşamba Göceli Camii. Karadeniz Bölgesi’nde gördüğüm muhteşem örnekler, İstanbul’un ahşap yalıları, köşkleri, Safranbolu evleri bunlar beni ahşap ile çalışmaya yöneltti. Betonarme yapılarda, binayı şekillendiren taşıyıcı sistem belli kabulleri olan mühendislik hesaplarına dayanıyor. Siz muhtemel sonuçlara göre hesaplar yapıp sonra inşa ediyorsunuz. Ama bütün bu ince hesaplara rağmen, dünyanın en gelişmiş ülkesi Amerika’da bile, bir uçağın çarpması ile ünlü ikiz kuleler yukarıdan aşağıya birdenbire yıkıldı. Bu da bize mühendislik hesaplarının doğaya karşı koyamadığını gösteriyor. Yani, yarın deprem olduğunda benim yaptığım bina yıkılmayacak ama belki duvarlar çatlayacak, belki 15. kattan depremin etkisi ile biri aşağıya düşecek, mutlaka bir hasar olacaktır. Bu endişeler beni yüksek katlı binalardan uzaklaştırdı. Yıllardır hazırlık yapıyordum. Ahşap yapılarla daha da sık ilgilenmeye ve ahşap yapı üzerinde çalışmaya başladım. Bir yıl önce tasarılarımı Sinan Bey’le paylaştım. Fikirlerimiz bazen örtüştü bazen ayrıştı ama sonuçta düşüncelerimizi hayata geçirdik. - Kagir ahşap ev projesinin bir emektarı olarak sizi de tanıyabilir miyiz? - Sinan Mert Şener: Ben 22 yıllık mimarım. İ.T.‹ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesiyim. 1999 yılında Amerika’daki görevimden Türkiye’yi o tarihte vuran depremden bir gün sonra yurda döndüm. Rektörümüz beni depremin hemen ardından Kocaeli Valiliği’nde görevlendirdi. Ben önceleri bir mimarın burada ne yapabileceğini anlayamadım. Aslında mimar bir orkestra şefidir. Mimarlık, elektrik, inşaat, makine mühendislikleri birlikte çalışan dallardır. Buradaki görevim deprem sonrasında yapıların iyileştirilmesinde Kocaeli Valiliği’ne danışmanlık yapmaktı. Daha sonra kurulan Afet Bölge Koordinatörlüğü Valilik Bilim Kurulu’nda teknik danışman ve bilim kurulu üyesi olarak görev yaptım. Aslında bu tıpkı “hoca damdan düşmüş doktor çağırmışlar, bakmış olmuyor bana damdan düşen birini bulun demiş” hikayesi gibi. Bilimsel bakımdan doktor olmakla beraber Kocaeli’de yaşadıklarım nedeniyle ben doktordan ziyade deprem alanında damdan düşeni temsil ediyordum. Bizler betonarmeden başka teknolojileri örgün eğitimde öğrenememiş bir yapıdan geliyoruz. Bizim, mimarimizdeki ahşabı unutmamız modernite anlayışımızdan kaynaklanıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzü baştan beri hep batıya dönüktü, fakat biz sadece görebildiklerimiz ile batının bize sunduklarını aldık. «imento ülkesi olmamız sebebi ile de beton kökenli hesaplamalara üniversitelerde ağırlık verildi. Benim fakültemde öğrenciyken ahşap yapılar seçimlik ders, betonarme yapılar ise zorunlu dersti, ahşap dersi şu anda müfredatlarda yok. Sanırım yavaş yavaş başlayacak, belki hala seçimlik derstir. Bu nedenle biz de betonarme bilenleri ve dolayısıyla da damdan düşmüşleri temsil edenler olduk. 2000 yılında İ.T.‹. ve Amerikan Federal Acil Durum Yönetim Ajansı ile devletlerarası bir protokolle 30 doktoralı öğretim üyesi acil durum ve doğal afetlere karşı eğitmen eğitimi programına başladı. Büyük ölçüde rektörümüzün çabaları ile İ.T.‹. Afet Yönetim Merkezi isimli bir merkez kuruldu. Biz burada Amerikan FEMA ajansından 8 aylık bir eğitim aldık. Ben daha ziyade afetlerin müdahale ve iyileştirme kısmında çalışmıştım. Amerikalı eğitmenlerden alınan 8 aylık bir eğitimin ardından gördük ki hazırlanma ve zarar azaltma kısmı da aslında oldukça önemliydi. Bizim genel yapımızda bir “hazırlık” ve “zarar azaltma” anlayışının olmadığı bilinir. Hem mal hem can kaybını azaltmak yerine müdahale ve iyileştirme ağırlıklı bir düşünce, yerel ve merkezi otoritede mevcuttur. Elbette ki afette, ince kolonlu ağır bir yapıda insanların sıkışarak can vermesi bizde de etkiler yarattı. Bu sırada Berlin Teknik ‹niversitesi’nden Doğu Almanya’nın Batı Almanya ile birleşmesi sırasında Doğu Almanya yapı envanterinin batı kısmında uygulamaların DIN normlarına getirilmesinden görevli. Prof. Dr. Hans De Paal isimli bir öğretim üyesini ağırladık. Alman Hoca ile afet bölgesini gezerken bana sürekli neden ahşap kullanmıyorsunuz diye sordu. Bu şekilde bir şeytan dürtmesi ile ahşaba daha da yakınlaştık. Bende de ahşap üzerine bir çalışma yapılması gerektiği düşüncesi oluştu. Bizler bahçeli tek katlı evlerde otururken, 1970’lerle birlikte çok katlı betonarme binalara geçerek modern yaşadığımızı düşündük. Şu anda birileri tüm dünyada kompozit materyaller üzerinde çalışıldığı ve buna ilgi varken ahşabın bir tür gericilik olduğu doğrultusunda görüş belirtebilir. Oysa bugün A.B.D.’deki konut yapılarının %93’ü ahşap. Bizler eğitim müfredatlarına ahşap yapı hesap yöntemlerinin yeniden girmesi için önerilerde bulunuyoruz. Bayındırlık Bakanlığı sanırım Eylül ayında deprem şurası ile bu doğrultuda da bir faaliyette bulunacak, bizler de buraya katkı sağlamaya çalışıyoruz. Bu arada ahşabın sağlık açısından faydalarını da gözardı etmemek gerekir. Aslında bizim ahşap yapılar üzerinde çalışmaya başlamamız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın Emlak İstimlak Daire Başkanlığı’nın AB Uyum Programı kapsamında İ.T.‹ «evre ve Uygulama Merkezi olarak bir proje almamız ile başladı. İstanbul büyük bir afete doğru yaklaşıyor. Bu proje JICA‘nın desteklediği İBB-Japon Deprem Raporu kapsamında 688 bin vatandaşımız evsiz kalacak olması, 40 saniye içinde 70 bin konut açığı olacağı yönündeki tespitleri ile ilgili bir araştırma projesidir. Akademisyen arkadaşımla birlikte İT‹ adına önerdiğimiz projede hedef, oluşma olasılığı yüksek bu konut açığını geçici barınaklar için geliştirilen bir ahşap yapı teknolojisi ile üç partide kapatmaktı. Buna göre üretilen “takılabilir sökülebilir-depolanabilir evler” bir kısmı üretilmiş halde depoda hazır bulundurulacak, bir kısmının malzemesi proseste hazır bulundurulacak, bir kısmının da malzeme bağlantıları sağlanarak, ahşap prefabrike konutlarla depreme yerel yönetim olarak hazırlanmaktı. Bu süreç ve teknoloji önerisi ile amaçlanan geçici prefabriklere halkı çadırda bekletmeden hemen geçirmektir. Şu anda Iston projenin prototipini yapıyor. Yapı sistemi tamamen sökülüp takılan köylerde “takma ev” denilen bir yapı türüne benzemektedir. Bu teknoloji ile herhangi bir tekniker gerekmeden afetzedeler kendi evlerini kendileri kurabilirler. Geçici prefabrikelerin neden ahşaptan yapıldığnı sorarsanız cevabım ahşabın taşınması, imalatı çok kolay olan, dışa bağımlılığı neredeyse hiç olmayan bir malzeme olması olacaktır. Bizler betonarme bir binayı yapmak için de altına zaten ahşap karkas bina yapıyoruz. Burada kalıp ve iskeleyi kastediyorum. Bu binanın üstüne metreküpü ağırlığı 2.5 ton olan betonu döküyoruz, taşıtıyoruz, test ediyoruz ve beton pompası ile betonu basınçlı akıtıyoruz. Bütün ustalarımız aslında ahşaba zaten uyumlular ve bilmekteler. Eski ustalarımızı betonarme ile kalıp yapar hale dönüştürdük. Burada kuşkusuz direnç noktası, güçlü çimento sektörü, demir sektörü oluyor. Ancak onlar için yapı spektrumu konut dışında da yeterince zengin. Ayrıca ahşap o kadar tek tip bir malzeme ki bazen detaylı hesaplama yapmak bile gereksiz. - Erkan İnce: Yıllar önce
Sovyetler Birliği’nin dağılımından sonra tam bir sefalet yaşayan Gürcistan’dan
gelen bir konuğumu Samsun’da ağırladım. Konuk, güzel otomobillere, dolu
vitrinlere, yanan ışıklara hayran olmasına rağmen mimarimizle dalga
geçip, bu zenginliğe rağmen nasıl olup da bu kadar kötü binalar yaptığımıza
hayret etmişti. Dünyanın en kötü şehirlerine sahip olmaktan bir daha
utanmıştım. Antalya’dan tutun Van’a kadar ülkemizde hangi şehre, hangi
sokağa girerseniz hep aynı şeyleri görürsünüz. Kimliksiz, birbirine
benzeyen beton yığınları. Bizler her ne kadar cumhuriyet çocuğu isek
de kanımca Osmanlı’nın devamıyız. Osmanlı Uygarlığı dünyaya büyük buluşlar
armağan etmemiş olabilir fakat insanlara mutlu ve özgür bir ortam sağlamıştır.
Cumhuriyetle birlikte ne yazık ki asaletimizi veren bu kültürle bağımızı
tamamen kestik. Ardından batılılaşma anlayışımızdaki yüzeysellikle özellikle
1970’lerden sonra tüm güzel sanatlarda olduğu gibi, mimaride de kimliğimizi
kaybettik. - Sinan Mert Şener: Eskiden her şehirde bulunan “tahtakale” denilen yerlerde giyotin pencereden ahşap zemin kaplamalarına kadar yapıya ait her şeyi bulmanız mümkündü. İnsanlar bina yapacaklarında buradan malzemelerini hazır şekilde alırlardı. Kolonun, kirişin standart olarak bulunduğu bu yerden, kalfa müşterisinin ihtiyacına göre oluşturduğu modeli uygulamak için malzemelerini temin ediyordu. Diyelim ki; evde bir yetersizlik oldu, evin genişlemesi gerekiyor, hemen tahtakaleye gidilip aynı malzemeleri bulmak mümkün oluyordu. Ahşap standart prefabrike bileşen pazarı Osmanlı İmparatorluğu döneminde bundan 400 yıl evvel vardı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa yeniden yapılanmasını betonarme prefabrike sistemle gerçekleştirdi. Yıllar önce bizim tahtakalelerimizde olan sistem bugün Hollanda’da beton bileşen pazarı olarak uygulanıyor. Aslında bizler yüzyıllar öncesinden başlayarak değişken ihtiyaçlara göre standart malzemelerle sıradışı konutlar ürete gelmişiz. Bizim ahşabı bırakıp da betonarme yapılara yönelmemizdeki en büyük etken cumhuriyetin kuruluşunu takiben üniversitelerimizin kurulmasında Alman kökenli hocaların sıklıkla yer almasıdır. Elbette onlar betonarmeyi daha iyi tanıdıklarından öğrencilerini de bu alanda ve hesap yöntemleri ile yetiştirmişlerdir. Bunu asla yadırgamıyorum çünkü bu hocalarımız modern üniversite anlayışını bizim üniversitelerimize oturtan insanlardır. Bizler de Alman kökenli hocaların öğrencileriyiz. Bizim en büyük şanssızlığımız varolan geleneksel mimarimizin literatürümüzde ve eğtim programlarında yeterince yer almaması olmuştur. Bu alanda bilgi eksikliği oluşmuştur. Usta, kalfanın da üniversitede ders verebilecek durumu yoktur. Ayrıca teknik meslek okullarının da bu alanda eleman yetiştirmede yetersiz kalması etkili olmuştur. Biz de malesef dülgerlik sanatı unutuldu. Şimdi marangozluk var. Oysa dülger, ahşap yapı yapan kalfadır. Marangoz ise ince ahşap işleri yapar. Bu sebeple de ahşap yapılar bize sadece mimarlık tarihçilerinin ve restoratörlerin bilgilerinde ulaşabilmiştir. Ahşaba dülgerlik zanaatı açısından bakıldığında yeniden yaşamımıza girmesi yararlı olacak ve doğal afetlere karşı en önemli önlem olacaktır. Zira ahşap yapılar aynı alandaki betonarme yapılara göre 1/5 oranında daha hafiftir. Bu binanın deprem yüklerini 1/5 oranında azalması anlamına gelir. Mimari açıdan baktığımızda şehirler bir ülkeye çok şey kazandırır. «arl Petro’nun inşaa ettirdiği St.Petersburg bugün ikliminin sert ve soğuk olmasına rağmen dünyanın en çok ziyaret edilen kentlerinden biri. Çarl Petro, St.Petersburg’un inşasına başlamadan önce mimarlarını İstanbul’lu mimarlardan feyiz almaları için dünyanın rüya kenti olan İstanbul’a göndermiş. İstanbul’lu mimarlar da St. Petersburg’a giderek şehrin temellerini atmışlar. Şehirdeki ilk yapılarda Osmanlı’nın mimari tarzını görmek mümkündür. Bizler o zamanlarda Lale Devri’ni yaşıyorduk ki mükemmel sadabat rüya şehri İstanbul idi. Ben de yaptığımız bu eve “Sadabat” adını verdim, tabi ki şimdiki Sadabat değil. - Kagir ahşap evlerinde ahşap ve betonarme birlikte kullanılmış. Bu yapıda ahşap kullanılan yerlerden ve betonarme kullanımından bahseder misiniz? - Erkan İnce: Kagir ahşap
sistem, konut yapımında Amerikan, Norveç, İsveç, Japon sistemlerden
üstündür. «ünkü, zaten var olan 1000 yıllık bir geleneğimizin temeli
üzerine kurulmuştur. Biz bu geleneğin üzerine modern teknolojiyi kattık.
Böylece diğer yapılardan çok daha sağlam, daha çabuk yapılabilen, diğer
ülkelerdeki ahşap evler gibi arkasında büyük endüstri gerektirmeyen,
her yerde yapılabilen, taşınması gerekmeyen, bir el kitabı ile «in’de
bile uygulaması mümkün olan, her yörenin malzemesine uyum sağlayabilen
bir yapı sistemi oluşturduk. Amerikan ahşap yapılarında kullanılan karmaşık
metal bağlantı elemanları bu sistemde bulunmuyor. Bağlayıcı olarak beton
kullanılıyor. Kuzey Avrupalılar’ın yaptığı gibi tonlarca metreküp kereste
de kullanmıyorsunuz. Biz bu binada 35 m3 kereste kullandık, sanırım
aynı binayı Kuzey Avrupa usulü kütükten yapsaydık 200 m3 kereste kullanılırdı.
Duvarların içi boş olduğu için çeşitli tesisatı duvarlardan geçirmek
mümkündür. Betonarme yapıştırıcı olarak kullanıldığı için bina rüzgarda
esnemiyor. Amerikan evleri rüzgarda gıcır gıcır esner. Bu bina rüzgarda
esnemez, uçmaz. Amerikan evinin ömrü 50-100 yıl olabilir. Oysa kagir
ahşap sistemin ömrü bana göre 10.000 yıldır. «ünkü içindeki ahşap karkasın
ömrü diyelim ki 300 yıl. 300 yıl sonra beton çerçeve arasındaki ahşap
elemanların değiştirilmesi mümkündür. «ünkü beton doğal taş ile kaplıdır
ve ömrü normal betonarmeden çok daha uzundur. Kagir ahşap büyük endüstrilere
de gereksinim duymuyor. İsterseniz marangozhanede, isterseniz fabrikada
yapı elemanlarını üretebilirsiniz. - Bu yapının diğer ahşap yapılardan başka farkları da var mı? - Sinan Mert Şener: Ahşap yapılarda mail-i inhidam dediğimiz şakülden kaçma, zaman içerisinde zemin oturmalarına karşı reaksiyon göstermesi gibi durumlar bu yapı tekniğinde oluşamıyor. «ünkü bu yapıda ahşabı betonarme korse içerisine almış oluyorsunuz. Ahşabın yapısında önlemler almanıza rağmen zamanla oluşacak şişme, dönmelere karşı, ki bazen bu 8-10 cm’lik kaymalara neden olabiliyor, betonarme ile bunu engellemiş oluyoruz. - Binanın asıl taşıyıcı elemanı ahşap mı betonarme mi? - Erkan İnce: Bu binadaki ahşap betonu, beton da ahşabı taşıyor. Aslında beraber çalışıyorlar. Rüzgarda beton ahşaba yardım ediyor, yatay gerilmelere ikisi birlikte karşılık veriyor. Statik durumda herbiri kendi kendini taşıyor. Hareket halinde birbirlerini destekleyici bir etkiye sahipler yani iyi bir ortaklıkları var. Betonarme binalardaki kolonlar ve kirişler bu sistemde de var. Betonarme binada tuğla ya da beton olan duvarlar ve döşemeler bu sistemde ahşaptır. Böylece bina büyük oranda hafiflemiştir, eğer aynı binayı betonarme yaparsanız ağırlığı 300-350 ton olacak iken kagir ahşap sistemle 60-70 tona düşmüştür. - Kagir ahşap ev projesi kaç evden oluşuyor? - Erkan İnce: Bu proje şimdilik 4 evden oluşuyor. Kagir ahşap sistemin bir özelliği de işin muhakkak bir bilgisayar programından çıkmak zorunda olmasıdır. Kagir ahşap sistemde kullanılacak ahşabın önceden modellenerek üretimin yapılacağı yere verilmesi gerekiyor. Bu da alaylı girişimlerin önünü kanımca kesmektedir. - Yapım sisteminin patentli olduğunu biliyoruz. Bu konuda da bilgi alabilir miyiz? - Erkan İnce: Kagir ahşap sisteminin uluslararası patentini almak için başvurumuzu yaptık. Şu anda proje askıda. Dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir yapım sisteminin olup olmadığı araştırılıyor. Eğer benzeri yoksa, ki yok, patent belgemizi birkaç ay sonra alacağız. Patent almamızdaki amaç başkalarının bu işi yapmalarını önlemek değil, işin ciddiyetini temin etmek, eğer yaygınlaşırsa , kontrollü yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktır. - Sinan Mert Şener: Ahşabın yaşantımızda kullanımı ile ilgili değişik örnekleri de sizlere hatırlatmak isterim. Amerikalılar Apollo projesi için yanmaz malzemeye ihtiyaç duyarlar ve 1 milyar USD’lık araştırma projesi başlatırlar. Sonunda teflonu bulurlar. Ruslar ise kapsüllerin üzerine 10 cm kalınlıkta meşe kaplıyorlar. 10 cm’lik meşenin 5-7 cm’lik kısmı kömürleşiyor ve doğal bir teflon etkisi yaratıyor. |
||||||||