| |
|
|
» Haberin devamı... |
|
|
Zeus’un kutsal şehri Birgi’den bir ahşap mimari
örneği:
Birgi Belediye Başkanı M. Cumhur Şener : “ Kasabamız yerleşik alanının tamamı SİT alanı kabul edilmiş ve 11.04.1996 gün ve 5963 sayılı onanan karar ile tarihi dokuyu gelecek nesillere aktarmak amacıyla koruma altına alınmıştır.“ Birgi’nin kimler tarafından, ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmiyor. M.Ö. 2000’de Lidyalılar’ın yerleştiği Birgi, M.Ö. 546’da Pers, 334’te Helen ve 133’te Roma, 1308’de Türkmenlerin egemenliğine geçmiş. Birgi şehrinin antik dönemdeki adı Dioshieron, yani Zeus’un Kutsal Yeri’ydi. Ortaçağ’da bu defa Hristiyanlık açısından kutsal kabul edilen Birgi’ye verilen isim, Christopolis, yani ‘İsa’nın Şehri’ olarak değişmiştir. 5. yüzyılda önce piskoposluk, ardından başpiskoposluk merkezi olan kent askeri açıdan da zaman zaman önem kazanmıştır ve adı bir ara kale ya da burç anlamındaki Pyrgion olarak değişmiştir. Belde Türkler’in eline geçince ismi Birgi olarak anılmaya başlamış, Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından 1308’de kurduğu Türkmen Beyliği’nin başkenti olmuştur. Ardından Birgi, 1426’da kesin olarak Osmanlı’nın eline geçmiştir. İşin ilginç yanı, bir Müslüman kenti olarak da Birgi’nin dini önemini korumasıdır. Ünlü İslam bilgini Birgivi Mehmet Efendi de ismine de eklendiği gibi Birgili’ydi. İmam Birgivi Medresesi, önemli bilim ve din merkezlerinden biri sayılıyordu. Türkiye’nin ilk belediyelerinden olan belediyemiz Cumhuriyet döneminde kimliğinin yeniden belirginleşmesiyle tarihçilerin, araştırmacıların dikkatini çekmiş ve bugünkü duruma ulaşmştır. Birgi, bugün belde statüsünde bir şehir olup, nüfusu 3000 kişi kadardır. Anadolu’da ilk türk varlığının yapıtlarından sayılan Ulu Camii ve Türk mimari tarihinde seçkin bir yeri olan koruma altındaki Çakırağa Konağı beldemizdedir. Aydınoğlu Mehmet Bey’in oğlu ilk türk denizcisi Gazi Umurbey ve ilk Türk doktor Hızır Bin Ali Bey’in mezarları beldemizde bulunmaktadır. Birgi aynı zamanda bir dini turizm merkezidir. Anlaşılacağı gibi Birgi beldesi zengin ve çok renkli bir tarih dokusuna sahiptir. Kasabamız yerleşik alanının tamamı SİT alanı kabul edilmiş ve 11.04.1996 gün ve 5963 sayılı onanan karar ile tarihi dokuyu gelecek nesillere aktarmak amacıyla koruma altına alınmıştır. Beldemizin koruma altına alınması ve halkımızın da bilinçli bir şekilde kasabamıza sahip çıkması bunun yanında Çekül Vakfı’nın büyük katkı sağlaması ile ahşap ağırlıklı binalar yapmak, var olanları korumak, asırlık mirasımız olan eserleri yenililerini ekleyerek asırlar sonrasına taşımayı hedefliyoruz. Amacımız doğanın ve tarihin keşistiği güzel başkentimiz Birgi’yi tanıtmaktır. Birgi Belediye Başkanlığı olarak taşla, ahşapla yapılmış bu güzel yapıları tüm halkın yararına sunmak, yıllara meydan okuyan iki asırlık konaklarımızı, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinde yapılmış cami, medrese, hamamlarımızı bir kez daha tanımak ve tanıtmak istiyoruz. 700 yıllık Ulu Camii’nin 10 yılda tamamlanan minberi görenleri kendisine hayran bırakmaktadır. Minber, 300 parçadan ve tamamen geçme olarak kündekari tekniği ile yapılmış mükemmel bir eserdir. Taş duvarların arasında hayatı simgeleyen ağaç ve güneş figürleri görüldüğünde Birgi’den ayrılmak istemeyişimiz de anlaşılır. Beldemiz, Tarihi Kentler Birliği’nin kurucu üyesi olup “7 Bölge 7 Kent” projesinin önemli unsurlarından biridir. Ayrıca Çekül’ün beldemizde devamlı bir şubesi ve temsilcisi bulunmaktadır. Beldemizde Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile kurulan işbirliği çerçevesinde 6 yıldır müşterek bilimsel ve sanatsal faaliyetler düzenlenmekte, belde halkına tarih, sanat ve çevre bilinci kazandırılmakta ve çeşitli faaliyetlerde bulunulmaktadır. Bu faaliyetler çerçevesinde bu yıl yedincisi düzenlenen yaz okulu çalışmaları, 10-31 Ağustos tarihleri arasında 40 kişilik bir misafir öğretim görevlisi ve öğrencinin katılımıyla yapılmıştır. Öğretim görevlileri ve öğrencilerin katkılarıyla röleve ve restorasyon projeleri çizilen pek çok eser orijinal hali korunak gelecek nesillere aktarılmaya çalışılmaktadır. Beldemiz bitki örtüsü yönünden çok zengin bir çeşitliliği barındırmakla beraber geleneksel olarak ceviz, kestane, incir, zeytin, patates gibi meyve ve sebzelerin üretimini yapmakta ve ihraç yeri niteliği taşımaktadır. Yöremizdeki İrimağzı mevkinde yetiştirilen incir kalite ve nitelik bakımından dünyada ilk sırada yer almaktadır. Bu kadar doğal güzelliğin içerisinde doğal bir malzeme olan ahşabın tercih edilmesine şaşmamak gerekir. Ahşap, Birgi için vazgeçilmez bir yapı elemanıdır. Atalarımız ahşap malzemeyi kullanırken kendi dönemlerini simgeleyen çeşitli motiflerle, oyma işciliği ile ahşabı daha da vazgeçilmez kılmışlardır. Tarihi ve kültürü içinde ahşabın yeri de oldukça fazladır. Türk el sanatları içinde önemli bir yeri olan ahşap oymacılığı Türk mimarisinin de vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Geçmiş dönemlerden kalan eserler buna birer örnek olarak karşımızdadır. Ahşap yapılar sağlamlık, estetik ve zenginliği sağladığı gibi içinde yaşayan insanları da daha sağlıklı kılmıştır. Birgi Belediyesi olarak ahşabın Birgi kültürü içerisindeki geleneğini devam ettirmekte kararlıyız. Kasabımızın değişik yerlerinde Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait çok sayıda anıtsal eser bakım ve restorasyon çalışmaları için uzmanların ilgilerini beklemektedir. Çakırağa Konağı Birgi’nin en güzel ahşap eserlerinden biri olan Çakırağa Konağı, Çakıroğlu Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Yapının temeli betondur, üste yapılan yapı ise tamamen ahşaptır. İnşaasında kullanılan ahşap Venedik’ten getirilmiştir. Üç katlı olarak inşa edilen bina 18.yy. Avrupa mimarisinin izlerini taşır. Eser birbirinden güzel ahşap oyma işçiliğine sahiptir. Konağın yapımına 1761 yılında başlanmıştır. Yola bakan zemin kat duvarlarında, ahşap duvarı saklamak isteyen çizgiler, taş temellerin belki de devamının sağlamak amacıyla çizilmiştir. Bu duvarlarda pencere bulunmaz. Yapı özellikleri ile Osmanlı aile kültürünü yakından tanımamıza yardımcı olmaktadır. Kapının sağında kapıcı odası, gelen konukları buyur edecek kadar yakındır. Tam karşısında, merdiven bitişiğinde hizmetlilerin odası yer almaktadır. Yine kapının solunda misafir bekleme salonu, kemerli sütunları ile dikkati çeker. Altı sütunun asıl görevi ilerdeki ana sütunlara yardımcı olmaktır. Dar sokak kapısının solunda saman damı, alt katta gezinen kişileri rahatsız etmemek için kenara çekilmiştir. Aynı şekilde biraz ileride duran ahır, bekleme salonunda bekleyenleri rahatsız etmemek için düzenli kapısıyla hayvanları gizleyiverir. Zemin katın odalarındaki pencereler, iç avluya bakar ve böylece pencerelerden gün ışığının içeriye girmesi sağlanmıştır. Yapının ahşap duvarlarını örten sıva, bazı yerlerin dışında keçi kılı karıştırılmış harçtan yapılmıştır. Hizmetlilerin odası ile ahır arasında bulunan ahşap sütunlar korent başlıkları ile antik çağın izlerini taşırlar. Trabzanlı merdivenlerden ikinci kata çıkıldığında tavanın ahşap geçme ve oymacılığı göze çarpmaktadır. Tavan üst kata göre daha alçaktır. Kışın kullanılmaya daha elverişlidir. Odaların salona bakan duvarlarında Küçük Menderes Havzası’nda yetişen 72 adet bitki ve meyve frekslerine rastlanmaktadır. Balkon iç avluya bakar. Tam karşısında önü açık eyvan denilen bir bölüm yer almaktadır. Tavanlar ağaç geçme işciliğinin en güzel örneklerini verir. Misafir ve oturma odalarında küçük oyma dolaplarının üstleri ağaç kaplama ile süslenmiştir. Odaların pencereleri demir parmaklıklı ve ahşap kafeslidir. Salon pencereleri ise ahşap parmaklıklıdır. Pencerelerin en üstlerinden odayı çepeçevre saran raflara rastlamak mümkündür. Kapıların üstleri üçgen nişlerle tavana bağlanmıştır. Trabzanla çevrili küçük balkonun üst kenarları, yuvarlak kemer anlayışının ahşap ile yapılan eşsiz bir yanısmasıdır. Bu görüntü önü açık eyvanda da görülebilir. Oturma ve kışlık odalarda da alçı ile kaplı şömine, ısınmayı sağlamanın dışında süslemecilik açısından da oldukça zengindir. Merdiven kapağını kaldırarak üst kata çıktığımızda aydınlık bir salon, güzel bir balkon, freksler, zengin görünüm vardır. Odaların pencerelerinin üstündeki pencereler yalıh ve vitray tekniği ile işlenmiştir. Yazlık misafir ağırlama ve oturma odalarında bulunan İzmir ve İstanbul manzaraları zamanının minyatür resim sanatından farklıdır. Söylentiye göre konağın sahibi Çakıroğlu Mehmet, İzmirli ve İstanbullu iki eşinin sıla hasretlerini gidermek için duvarlardaki resimleri yaptırmıştır. Perspektif basit de olsa görülür. Renkler, mavi, kahverengi, gri, yeşildir. Resimlerin önündeki küçük trabzan dizisi odada bulunan kişilere balkondan manzarayı seyretme zevki verir. Oturma odasında şöminenin ilginçliği dikkat çeker. Tavandan raflara kadar olan boşluk mermer damarları ile süslenmiştir ve yapının tümünden farklıdır. Balkon oyma ve geçme zenginliği ile Bozdağları’nı seyir eder. Misafir ve oturma odalarında eski Anadolu evlerinin özelliklerinin tümünü, alçak sedirler, raflar, kapı eşikleri, meyva kurutma rafları ve yüklüklerini görmek mümkündür. Konak, 1764 yılında bitmiştir. 1977 yılında T.C. Kültür Bakanlığı tarafından restorasyona başlanmıştır. 1983 yılında çevresi kamulaştırılarak özgün mimari dokunun korunması sağlanmıştır. Birinci dönem restorasyon ve çevre düzenlemesi çalışmaları 1993 yılında Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, İzmir Anıtlar Genel Müdürlüğü, İzmir Röleve ve Anıtlar Müdürlüğü tarafından tamamlanmıştır, iç düzenleme ve teşhir çalışmaları İzmir Arkeoloji Müzesi ve Ödemiş Müzesince yapılmıştır. Konak bugün Ödemiş Müzesi’nin malıdır. Çakırağa Konağı, her yıl ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından ziyaretçilerin akınına uğramaktadır. Birgi’de pekçok tarihi eser daha restore edilerek gelecek nesillere ulaştırılmayı bekliyor, katkılarımız geleceğimiz için. |
||