» Haberin devamı...

AHŞAP KAPLAMANIN 100 YILI

“Bizim bildiğimiz anlamda ahşap endüstrisi 20. yüzyıldan hemen önce ortaya çıkmıştır. Kenar birleştirme biçimleri 1885 yılında geliştirildi, bir tarafın kenarında bir oluk varken diğer tarafın buraya girmesi için çıkıntısı vardı. Bu yeni yöntem sağlamlığı getirdi. Kullanılan ahşaplar yaklaşık üç metre uzunluğundaydı. “

Yüzyıllarca ahşap kaplama sadece en zengin kesimlere hitap etti. Ahşap ustaları yıllarca aynı zemin üzerinde titiz bir biçimde emek sarf ettiler. Pürüzlü, uzun ve elle kesilmiş tahtalardan yapılan ahşap kaplamalar ise halk tabakasından kimselerin evlerinde bulunuyordu. Bu dönemlerdeki bütün ahşap kaplamalar, acı verici ve zor bir işçiliğin eserleriydi.

Bizim bildiğimiz anlamda ahşap endüstrisi 20. yüzyıldan hemen önce ortaya çıkmıştır. Kenar birleştirme bilçimleri 1885 yılında geliştirildi, bir tarafın kenarında bir oluk varken diğer tarafın buraya girmesi için çıkıntısı vardı. Bu yeni yöntem sağlamlığı getirdi. Kullanılan ahşaplar yaklaşık üç metre uzunluğundaydı. 1898 yılında ise ahşap parçaların sonlarına da birleştirme bölümleri eklendi. Bu uygulamaya lamba zıvana adı verildi. Ahşap kaplamada mekanik üretime geçilmesiyle üreticiler toplanarak bu endüstri ile ilgili kurumlar kurdular. Amerika’da Akçaağaç Zemin Kaplama Kurumu 1897’de kuruldu ve bunu takiben 1909 yılında Meşe Zemin üreticileri Kurumu hayata geçti.

20. yüzyılın başlamasıyla beraber endüstride bazı gelişmeler oldu. Lamba zıvana sayesinde ahşaplar daha hafif olduğundan alt zemine daha iyi uyum sağlıyorlardı. Ahşap parçaların boyları daha küçültülerek taşıma maliyeti azaltılmış oldu. Merkezi ısıtma sistemlerinin ortaya çıkışı bir sorunu getirdi. Bu sistemler ahşap zeminlere zarar veriyordu. Kuru ocakların kullanımı ahşap zeminlerin sağlam kalması için daha uygundu.

Ahşap imalathaneleri artıkları yakarak kendi elektriklerini ve ısılarını sağlıyorlardı. Fakat zemini döşeyen işçilerin kol gücü ve birkaç aletten başka bir şeyleri yoktu. 1920’ler ahşap kaplama yapmak için çok uygun yıllardı çünkü bu dönem refahın yüksek olduğu bir dönemdi ve ahşap kaplamaya yoğun talep vardı. Bu işin en zor bölümü zımparalama kısmıydı. Zemini görecek aletten yoksun oldukları için işçiler zımparalamayı diz çökerek boydan boya zemini bıçaklarla düzelterek yaparlardı. Zımpara aleti ile çalışıldığında bu iş bir saat sürerken bıçaklarla yapıldığında bir gün sürüyordu ve işçilerin en büyük şikayeti genelde bu zımpara aletinin yokluğu oluyordu.

Zımparalama işine kolaylık getirilmesi uzun sürmedi ve bu işi görecek kullanışlı bir alet geliştirildi. Bu alet yaklaşık 75 kilo ağırlığındaydı ve ön bölümünde bıçağı anımsatan bir parçası vardı.

1929 yılında bütün dünyada yaşanan ekonomik buhran her sektörü olduğu gibi ahşap kaplama sektörünü de kötü etkiledi. Bu dönemden sonra ise 2.Dünya Savaşı başladı. Savaşın olduğu ülkelerdeki işçiler savaşın önceliklerine göre kontrol edildiler ve ahşap kaplamada yeni bir yöntem ortaya çıktı. Bu yöntem öncilalama yöntemidir. Bunun ortaya çıkış sebebi savaş zamanında getirilen fiyat düzenlemeleridir. Bu düzenlemeler ahşap kaplamacıların fiyat talebini sabitliyordu ve bu sabit fiyatlar yapılan işlerden kar elde etmeyi engelliyordu. Bu durumdan kurtulmak için farklı malzeme kullanma bahanesi ortaya atıldı ve öncilalama yöntemi ortaya çıktı. Bu şekilde kar kazanımı yeniden sağlandı.

Savaş zamanı fabrikaların zeminlerini kaplamak gerçekten büyük bir işti. Bu işte çalışmak 2 veya 3 yıl kadar sürebiliyordu. Fabrikaların kaplanmasında Akçaağaç kullanılıyordu. 40’larda zımpara makineleri kullanılsa da kaplama işi halen ağır bir işçilik gerektiriyordu. İşçiler balta, çekiç, el testeresi, rende ve çivilerle çalışıyorlardı. çivilemeyi yapacak alet yoktu. çiviler çekiçle çakılıyordu ve ahşaba zarar vermemek için özen gösteriliyordu. Yağlı cila yüzünden işçilerin elleri simsiyah oluyordu.

Çivileme ve zımparalama işlemlerinin ardından dolgu işlemi yapılıyordu. O zamanlarda kullanılan dolgular ahşaba çok düz bir görüntü veriyordu. Bu dolgunun yapımında keten tohumu yağı kullanılırdı. 50’li yıllarda işçiler zemini dolgularken diz çöktüklerinde günümüzdeki işçiler gibi dizlik takamıyorlardı. Eski pantolonlardan kesilen parçalarla dizlerini çizilmeye karşı koruyorlardı. Dolgudan sonra ahşabın üstü iki kat gomalak ile kaplanıyordu. Bunu ise zaman zaman balmumu kaplama takip ediyordu. Balmumu zeminin sızıntı yapmasını önlüyordu. Balmumu kaplanınca ahşabın mutlaka cilalanması gerekiyordu. 50’lerde cilalama anlayışı da bölgeden bölgeye farklılık gösteriyordu. Kimi yerlerde vernik ve gomalak kullanılırken başka yerlerde balmumu olmaksızın birkaç kat gomalak kullanılıyordu. 50’lerin sonlarında ise lacquer denen bir vernik kullanılmaya başlandı.

Değişimin olduğu tek nokta cilalama değildi. Kontrplak ve beton, alt zeminlerde kullanılmaya başlandı. Bu zeminlere en iyi uyum sağlayan panel ahşap kaplama olmuştur.

1960’larda inşaat sektörü patlama yaptı ve birçok bina yapılmaya başlandı. Bu durum tüm ahşap sektörüne yaradı ve özellikle Amerika’da ahşap işçileri çok yoğun bir çalışma temposuyla karşılaştılar. Bu hareketlenme 1966 yılında aniden durdu. Bu durgunluğun nedeni halı kaplamanın ortaya çıkışıydı. Bununla birlikte ahşap zemin kaplama artık bir zorunluluk olmaktan çıkmıştı. Birçok işyeri ve ev sahibi artık ahşabın güçlüklerinden sıyrılmak istiyordu. Bakım gerektirmesi, kalitesiz ürünlerin kullanılması ve döşenme işinin uzun ve pahalı olması gibi nedenlerden dolayı ahşap kaplama düşüşe geçti. Birçok ahşap üreticisi firma, halı sektörüne kaydı. Amerika’da ahşap kaplamaya olan talep altı aylık sürede 1/6 oranında azaldı. Ahşap endüstrisinin yaklaşık yüzde doksanı yokoldu. Mimarlar, ev sahiplerini ahşap kaplama yaptırmamaları konusunda uyarıyor, bunun mülkün değerini azaltacağını savunuyorlardı.

Bu karamsar tablo 70’lerin ortalarına kadar sürdü. Daha sonra ahşap endüstrisini hayata döndürecek bir fikir geliştirildi. Geçmiş dönemlerde ucuz fiyatlara ve kalitesiz ürünlerle yapılan ahşap kaplamalar, bu dönemden sonra daha kaliteli olarak yapılmaya başlandı. Asıl dönüm noktası ise ahşap sektörünün yeni buluşu olan “ahşabı destekleme” ürünleri olmuştur. Tekrar ahşaba olan talep arttı ama işçilerin çoğu başka alanlara kaymıştı.Tekrar ahşap işçileri eğitmek gerekiyordu ve bunun için meslek okulları açıldı. Lazer kesim, kalıp zeminler, kakmalar ve yeni teknolojik aletler sayesinde ahşap işçiliği daha kolay oldu ve böylece işçileri sektöre çekmek kolaylaştı.

Tüketiciler için ahşap sektörü daha ilginç hale geldi. Poliüretan cilaların çıkışı bakım maliyetini azalttı ve kalıcılık sağladı. Ahşap kaplamalar müşterilerine birçok farklı seçenek sunmaya başlıyordu. Lamine ahşap şeritler en popüler tercih haline geldi.

1982’de tekrar bir düşüş oldu. Amerika’da ahşap endüstrisini yeniden güçlendirmek için 1985 yılında Milli Ahşap Kaplama Kurumu kuruldu. Hedef sektöre profesyonel bir bakış açısı getirmekti.

Günümüze gelindiğinde ahşap endüstrisinde alışıla gelmemiş bir çeşitlilik göze çarpar. Birçok farklı sve ürünler kullanıyorlar. Teknolojinin böyle gelişmesi ahşabı çok daha kolay döşenir ve bakılır hale getirdi. Artık ne işçiler günlerce ter döküyor ne de ahşap kaplama sahipleri bakım yaptırmak için paralarını saçıyorlar. Tüm zorluklara rağmen direnen ahşap kaplama sektörü umuyoruz ki ilerleyen yıllarda da en seçkin mekanlardan en sade evlere kadar zeminleri ahşapla kaplamaya ve göz doldurmaya devam edecektir.

 

 » Ana Sayfa